Giriş: Bu çalışmanın temel amacı, toplum kökenli pnömoni (TKP) tanısı alan pediyatrik hastalarda ve sağlıklı kontrollerde serum anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) aktivite düzeylerini araştırmak ve serum ACE aktivitesi ile lökosit (WBC), nötrofil (NEU) ve C-reaktif protein (CRP) düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir.
Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 1 ay-13 yaş arasındaki çocuklar dahil edilmiştir. Toplum kökenli pnömoni tanısı; öksürük, balgam, ateş veya üşüme-titreme, taşikardi, takipne, göğüs çekilmeleri, akciğer oskültasyon bulguları gibi klinik semptomlara ve alveoler infiltrasyon veya konsolidasyonu gösteren radyografik kanıtlara dayandırılmıştır. Toplum kökenli pnömoni grubu bakteriyel (n= 50) ve viral (n= 31) olarak alt gruplara ayrılmış ve sağlıklı kontrollerle (n= 54) karşılaştırılmıştır. Serum ACE aktivitesi, WBC, NEU ve CRP düzeyleri ölçülmüştür.
Bulgular: Toplum kökenli pnömonili hastalar ile sağlıklı kontroller arasında serum ACE aktivitesi, WBC sayısı, NEU sayısı ve CRP düzeyi açısından anlamlı fark saptanmıştır (sırasıyla p= 0.036, <0.001, <0.001 ve 0.022). Ancak üç grup arasında serum ACE aktivitesi açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Serum ACE aktivitesi ile yaş, WBC, NEU veya CRP düzeyleri arasında korelasyon gözlenmemiştir. Toplum kökenli pnömoniyi öngörmede serum ACE aktivitesinin ROC eğrisi altındaki alanı 0.60 (%95 Güven aralığı: 0.51–0.70, p= 0035) olarak bulunmuştur.
Sonuç: Serum ACE aktivitesi, TKP hastalarını sağlıklı kontrollerden ayırt edebilmektedir. Bununla birlikte, viral ve bakteriyel pnömoniyi ayırt etmede etkili bir belirteç değildir. Ayrıca, her laboratuvar kullandığı analitik yönteme ve ilgili yaş gruplarına göre serum ACE aktivitesi için kendi referans aralığını belirlemelidir.
Anahtar Kelimeler: Anjiyotensin dönüştürücü enzim, toplum kökenli pnömoni, çocuk hasta, ayırıcı tanı
Objective: The main purpose of this study was to investigate serum angiotensin-converting enzyme (ACE) activity levels in pediatric patients diagnosed with community-acquired pneumonia (CAP) and healthy controls and to determine the link between serum ACE activity and white blood cells (WBC), neutrophil (NEU) and C-reactive protein (CRP) levels.
Material and Methods: Children aged between 1 month-13 years were included in the study. The diagnosis of CAP was based on clinical symptoms- such as cough, sputum, fever or chills, tachycardia, tachypnea, chest retractions, pulmonary auscultation findings- and radiographic evidence of alveolar infiltration or consolidation. The CAP group was further classified as bacterial (n= 50) or viral (n= 31) and compared with healthy controls (n= 54). Serum ACE activity, WBC, NEU, and CRP levels were measured.
Results: There were significant differences between the patients with CAP and healthy controls in serum ACE activity, WBC count, NEU count, and CRP level (p= 0.036, <0.001, <0.001, and 0.022, respectively). However, no significant difference in serum ACE activity was found among the three groups. No correlation was observed between serum ACE activity and age, WBC, NEU, or CRP levels. The area under the ROC curve for serum ACE activity in predicting CAP was 0.60 (95% Confidence interval: 0.51–0.70, p= 0.035).
Conclusion: Serum ACE activity can distinguish CAP patients from healthy controls. However, it is not an effective marker for differentiating between viral and bacterial pneumonia. In addition, each laboratory should establish its own reference interval for serum ACE activity based on the analytical method employed and the relevant age groups.
Keywords: Angiotensin-converting enzyme, community-acquired pneumonia, children, differential diagnosis
Giriş: Bu çalışmanın amacı, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk yoğun bakım ünitesinde akut solunum yolu enfeksiyonu tanısı alan ve nazofarengeal sürüntü örneklerinde insan bokavirüsü (HBoV) pozitifliği saptanan çocuk hastaların klinik özelliklerini araştırmaktır. İnsan bokavirüsünün tek başına veya birlikte enfeksiyon olarak görülme sıklığı ve klinik ayrımları incelenmiştir.
Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 2015-2021 yılları arasında çocuk yoğun bakım ünitesinde akut solunum yolu enfeksiyonu tanısıyla izlenen ve nazofarengeal sürüntü örneklerinde HBoV pozitifliği saptanan 50 çocuk dahil edilmiştir. Tüm hastalar için demografik ve klinik bilgiler toplanmış ve solunum sıkıntısı, öksürük ve ateş gibi semptomlar kaydedilmiştir. Nazofarengeal sürüntü örnekleri, HBoV ve diğer viral ajanların varlığını belirlemek için 14 farklı virüsü test eden bir polimeraz zincir reaksiyonu paneli kullanılarak analiz edilmiştir. Tek başına HBoV enfeksiyonu olan hastalar ile ko-enfeksiyon tespit edilen hastalar klinik ilerlemeleri ve laboratuvar bulgularını değerlendirmek üzere karşılaştırılmıştır. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) kullanılarak gerçekleştirilmiş ve anlamlılık düzeyi p< 0.05 olarak belirlenmiştir.
Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 50 hastanın %86’sının üç yaşın altında olduğu tespit edilmiştir. Rinovirüs en yaygın ko-enfeksiyon etkeni olarak tespit edilmiştir. Ko-enfeksiyon grubundaki hastalarda semptomların görülme süresi belirgin şekilde daha uzundur (p= 0.014) ve atelektazi sıklığı ko-enfeksiyon grubunda belirgin şekilde daha yüksektir (p= 0.009). Tek HBoV enfeksiyonu olan grupta eozinofil seviyeleri belirgin şekilde daha yüksek bulunmuştur (p= 0.002).
Sonuç: Bu çalışma, HboV’nin akut solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda hem tek başına hem de birlikte enfeksiyon olarak ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Gruplar arasında klinik semptomlar açısından önemli bir fark gözlenmemiştir. Tek başına HBoV enfeksiyonu geçiren grupta emzirme süresi daha uzun bulunmuştur. Ko-enfeksiyon grubundaki hastalar daha uzun süreli semptomlar sergilemiştir. Sadece HBoV enfeksiyonu olan hastalarda mutlak eozinofil sayısı daha yüksekken, ko-enfeksiyon grubunda daha yüksek atelektazi insidansı gözlenmiştir. Bu bulgular, bu gözlemleri doğrulamak için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: İnsan bokavirüsü, çocuk yoğun bakım, akut solunum yolu enfeksiyonu
Objective: This study aimed to investigate the clinical characteristics of pediatric patients diagnosed with acute respiratory infections in the Pediatric Intensive Care Unit at Bakırköy Dr. Sadi Konuk Training and Research Hospital, whose nasopharyngeal swab samples tested positive for human bocavirus (HBoV). The prevalence of HBoV as a solitary infection or in co-infection and its clinical distinctions were examined.
Material and Methods: The study included 50 children who were monitored in the Pediatric Intensive Care Unit of Bakırköy Dr. Sadi Konuk Training and Research Hospital between 2015 and 2021 diagnosed with acute respiratory infections and were found to be positive for HBoV in nasopharyngeal swab samples. Demographic and clinical information for all patients was collected, and symptoms such as respiratory distress, cough, and fever were recorded. Nasopharyngeal swab samples were analyzed using a polymerase chain reaction panel that tested for 14 different viruses to determine the presence of HBoV and other viral agents. Patients with solitary HBoV infection and those with detected coinfections were compared to assess clinical progressions and laboratory findings. Statistical analyses were conducted using IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye), with a significance level set at p< 0.05.
Results: It was determined that 86% of the 50 patients included in the study were under the age of three. Rhinovirus was identified as the most common co-infecting agent. Patients in the co-infection group exhibited significantly longer durations of symptoms (p= 0.014), and the frequency of atelectasis was notably higher in the co-infection group (p= 0.009). In the group with sole HBoV infection, eosinophil levels were found to be significantly higher (p= 0.002).
Conclusion: This study demonstrates that HBoV can appear both as a sole infection and in co-infection in children suffering from acute respiratory infections. No significant differences in clinical symptoms were observed between the groups. The duration of breastfeeding was found to be longer in the group with sole HBoV infection. Patients in the co-infection group exhibited longer durations of symptoms. Patients with only HBoV infection had a higher absolute eosinophil count while a higher incidence of atelectasis was observed in the co-infection group. These findings suggest the need for further studies to confirm these observations.
Keywords: Human bocavirus, paediatric intensive care, acute respiratory tract infection
Giriş: Bu çalışmanın amacı, solunum yolu enfeksiyon bulguları olan çocuk hastalarda viral etkenlerin dağılımını, yaş grupları, cinsiyet, mevsimsel ve yıllara göre değişimini değerlendirmektir. Aynı zamanda multipleks polimeraz zincir reaksiyonu (mPZR) testlerinin epidemiyolojik sürveyans ve klinik uygulamadaki rolü tartışılmıştır.
Gereç ve Yöntemler: 2022-2025 yılları arasında bir üniversite hastanesinde 18 yaş altı hastalardan alınan nazofarengeal sürüntü örneklerinde, viral etkenler mPZR yöntemiyle retrospektif olarak incelenmiştir. Toplam 192 hastanın verileri değerlendirilmiştir. Viral ve bakteriyel etkenlerin tanımlanmasında Bosphore Respiratory Pathogen Panel v4/v5 kitleri kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS 23.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programı kullanılmıştır.
Bulgular: En sık izole edilen viral etkenler rinovirüs (%30.3), respiratuvar sinsityal virüs (RSV) A/B (%27.8) ve influenza A (%6.7) olmuştur. Koenfeksiyon oranı %19.8 olarak saptanmış; en yaygın kombinasyonlar rinovirüs+enterovirüs ve rinovirüs+RSV A/B olmuştur. Respiratuvar sinsityal virüs A/B ve rinovirüs tüm yıl boyunca izlenmiş; RSV A/B özellikle kış aylarında (aralık-şubat), rinovirüs ise ocak ve şubat aylarında yoğun olarak saptanmıştır. İnfluenza A/B olguları kasım-ocak döneminde, enterovirüs ise yaz başında (mayıs-haziran) pik yapmıştır. Respiratuvar sinsityal virüs A/B, özellikle bir yaş altı çocuklarda anlamlı düzeyde daha sık izole edilmiştir (p< 0.05). Etken dağılımı yıllara (p= 0.01) ve yaş gruplarına göre (p< 0.00) anlamlı fark göstermiş; cinsiyete göre fark izlenmemiştir (p> 0.05). Test istem sayısında 2024 yılında istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır.
Sonuç: Multipleks PZR testleri, çocukluk çağı solunum yolu enfeksiyonlarında hızlı ve duyarlı tanı sağlamasıyla klinik yönetimi kolaylaştırmakta ve epidemiyolojik verilerin elde edilmesine katkı sunmaktadır. Çalışmamız, rinovirüs ve RSV A/B gibi etkenlerin yıl boyu sirkülasyonda olduğunu, RSV’nin özellikle bebeklerde baskın izlendiğini ve mevsimsel test planlamasının önemli olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, koenfeksiyonların yorumlanmasındaki belirsizliklere dikkat çekerek ileri araştırmalara zemin hazırlayabilecek nitelikte bilimsel veri sunmuştur. Polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi canlı mikroorganizma varlığı yerine nükleik asit saptadığı için sonuçların klinik bulgularla birlikte değerlendirilmesi önemlidir.
Anahtar Kelimeler: Solunum yolu enfeksiyonları, multipleks PZR, RSV
Objective: The aim of this study was to evaluate the distribution of viral pathogens in pediatric patients presenting with respiratory tract infection symptoms and to assess their variations according to age groups, SEX, seasons, and years. In addition, the role of multiplex polymerase chain reaction (mPCR) assays in epidemiological surveillance and clinical practice was discussed.
Material and Methods: Nasopharyngeal swab samples obtained from patients under 18 years of age between 2022 and 2025 in a university hospital were retrospectively analyzed by the mPCR method for viral pathogens. A total of 192 patient data were evaluated. Viral and bacterial agents were identified using the Bosphore Respiratory Pathogen Panel v4/v5 kits. Statistical analyses were performed using SPSS version 23.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA).
Results: The most frequently detected viral pathogens were rhinovirus (30.3%), respiratory syncytial virus (RSV)A/B (27.8%), and influenza A (6.7%). Co-infection rate was 19.8%, with the most common combinations being rhinovirus+enterovirus and rhinovirus+RSV A/B. RSV A/B and rhinovirus were detected throughout the year, with RSV A/B being predominant in winter months (december-february) and rhinovirus mainly in january-february. Influenza A/B cases peaked during November–January, while enterovirus infections were most frequent in mayjune. RSV A/B was significantly more common in children under one year of age (p< 0.05). Pathogen distribution differed significantly by year (p= 0.01) and age group (p< 0.001), but not by sex (p> 0.05). A statistically significant increase in the number of test requests was observed in 2024.
Conclusion: mPCR assays facilitate clinical management by providing a rapid and sensitive diagnosis of pediatric respiratory tract infections and contribute to the acquisition of epidemiological data. Our study demonstrated that rhinovirus and RSV A/B circulate throughout the year, with RSV being predominant particularly in infants, highlighting the importance of considering seasonal test planning. Additionally, by drawing attention to the uncertainty in interpreting co-infections, this study provides valuable scientific data that may form the basis for further research. Since PCR detects nucleic acids rather than viable microorganisms, it is important to interpret the results in conjunction with clinical findings.
Keywords: Respiratory tract infections, multiplex PCR, RSV
Çocukluk Çağında MenACWY-TT (Nimenrix®) ve 4CMenB (Bexsero®) Aşılarının Birlikte ve Ayrı Zamanlarda Uygulamanın Ateş ve Diğer Yan Etkiler Açısından Kıyaslanması
Comparison of Simultaneous and Separate Administration of MenACWY-TT (Nimenrix®) and 4CMenB (Bexsero®) Vaccines in Childhood in Terms of Fever and Other Side Effects
Giriş: Neisseria meningitidis gram-negatif bir diplokok olup menenjit ve invaziv meningokok hastalığına neden olmaktadır. Bu etkenden aşılanmayla korunmak mümkün olup farklı serogruplara karşı farklı etkin aşılar bulunmaktadır. A, C, W ve Y suşlarına yönelik MenACWYTT (Nimenrix®) ve B suşuna yönelik 4CMenB (Bexsero®) bu aşılar arasındadır. Ulusal aşı takviminde yer almaması nedeniyle hekimlerin önerisi ve ailelerin istekleri ile yapılabilen meningokok aşılarının en sık görülen yan etkileri ateş ve huzursuzluktur. Bu çalışmada, Nimenrix ve Bexseronun birlikte ve ayrı zamanlarda uygulamanın ateş ve diğer yan etkiler açısından kıyaslanması amaçlandı.
Gereç ve Yöntemler: 2017 Şubat-2024 Eylül tarihleri arasında polikliniğimizde, aynı anda farklı bölgelerden birlikte uyguladığımız ve teker teker farklı zamanlarda uyguladığımız Nimenrix ve Bexsero aşılarının yan etkileri karşılaştırılmıştır.
Bulgular: Çalışmamızda, Nimenrix ve Bexsero aşılarının aynı anda uygulanmasının ateş (%26.6) oranlarını artırmadığı, hatta Bexsero aşısının tek başına yapılmasının daha fazla oranda ateşe (%43.7) neden olduğu saptanmıştır. Tek başına Nimenrix yapılan grupta ise bu oran %8.4 olarak tespit edilmiştir.
Sonuç: Sonuç olarak yan etki ve ulusal aşı takvimi değerlendirildiğinde her iki aşının 3.- 5. ve 13. aylarda aynı anda uygulanmasının uygun olacağını düşünmekteyiz.
Anahtar Kelimeler: Meningokok, meningokok aşıları, nimenrix, bexsero, yan etki
Objective: Neisseria meningitidis is a gram-negative diplococcus that causes meningitis and invasive meningococcal disease. Vaccination offers protection against this pathogen, and different effective vaccines are available for different serogroups. Among these are MenACWY-TT (Nimenrix®), targeting serogroups A, C, W, and Y, and 4CMenB (Bexsero®), targeting serogroup B. Since meningococcal vaccines are not included in the national immunization schedule, they are administered upon physician recommendation and parental request. The most common side effects are fever and irritability. This study aimed to compare the incidence of fever and other adverse effects between the simultaneous and separate administration of Nimenrix and Bexsero vaccines.
Material and Methods: Between February 2017 and September 2024, we evaluated the side effects of Nimenrix and Bexsero vaccines administered simultaneously at different anatomical sites and at different times in our outpatient clinic.
Results: Our findings showed that the simultaneous administration of Nimenrix and Bexsero did not increase the incidence of fever (26.6%). Bexsero administered alone resulted in a higher rate of fever (43.7%). In contrast, the group that received only Nimenrix had a significantly lower incidence of fever (8.4%).
Conclusion: Considering adverse effects and national vaccination practices, we suggest that both vaccines can be safely administered simultaneously at 3, 5, and 13 months.
Keywords: Meningococcus, meningococcal vaccines, nimenrix, bexsero, adverse effects
Giriş: Sürveyans sistemleri, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede, hastalık yükünü ve hastalık epidemiyolojisini izlemek, salgınları ve yeni patojenleri tespit etmek için önemli bir araçtır. Bu kesitsel ve tanımlayıcı çalışmada, üçüncü basamak bir eğitim ve araştırma hastanesinde bildirimi zorunlu hastalık sistemine kaydedilen olgular incelenerek hastalıkların yıllara göre dağılımı ve hastaların genel özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel, tanımlayıcı çalışmada, 1 Ocak 2019-31 Aralık 2024 tarihleri arasında, İzmir Bakırçay Üniversitesi Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Bakanlığı bildirim sistemine bildirimi yapılmış olan olgular hastane bilgi yönetim sisteminden ICD-10 tanı kodlarına göre retrospektif olarak taranmıştır. Bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar ICD-10 tanı kodları listesinde yer alan tanılar girilen 18 yaşından küçük hastalar çalışmaya dahil edilmiştir.
Bulgular: Toplam 378 vaka bildirimi saptanmıştır. Bildirimlerin %48.7’si kız, %51.3’ü erkek hastalara aittir. Hastaların yaşları 1 gün-18 yıl arasında değişmekte olup; ortanca yaş 96.5 ay olarak bulunmuştur. Yıllara göre en fazla bildirim 2024 yılında (%50.5) yapılmıştır. Bildirimlerin en sık çocuk acil servisten (%44), ardından çocuk enfeksiyon hastalıkları bölümünden (%17) ve genel pediyatri servisinden (%15) yapıldığı belirlenmiştir. En sık bildirilen hastalık suçiçeği (n= 150) olup bunu sırasıyla influenza (n= 108) ve boğmaca (n= 59) izlemiştir.
Sonuç: Bulaşıcı hastalıklarla mücadelenin etkinliğini artırmak için sürveyans sistemlerinin sürekli güncellenmesi, sağlık çalışanlarının bildirim konusundaki farkındalıklarının arttırılması büyük önem taşımaktadır.
Anahtar Kelimeler: Bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalık, bulaşıcı hastalık, çocuklar
Objective: Surveillance systems are important tools in combating infectious diseases, monitoring disease burden and epidemiology, and detecting outbreaks and emerging pathogens. In this cross-sectional and descriptive study, it was aimed to evaluate the distribution of notifiable diseases by years and the general characteristics of the patients by examining the cases recorded in the notifiable disease system of a tertiary education and research hospital.
Material and Methods: In this cross-sectional and descriptive study, cases reported to the Ministry of Health notification system between January 1, 2019 and December 31, 2024 at İzmir Bakırçay University Çiğli Training and Research Hospital were retrospectively reviewed through the hospital information management system according to ICD-10 diagnostic codes. Patients under the age of 18 with diagnoses included in the list of notifiable ınfectious diseases ICD-10 diagnostic codes were included in the study.
Results: A total of 378 case notifications were identified. Of these, 48.7% belonged to female and 51.3% to male patients. Patients’ ages ranged from 1 day to 18 years, with a median age of 96.5 months. The highest number of notifications was made in 2024 (50.5%). Notifications were most frequently made from the pediatric emergency ward (44%), followed by the pediatric infectious diseases department (17%) and the general pediatrics ward (15%). The most frequently reported disease was varicella (n= 150), followed by influenza (n= 108) and pertussis (n= 59).
Conclusion: To enhance the effectiveness of the fight against infectious diseases, it is of great importance to continuously update surveillance systems and to increase healthcare workers’ awareness regarding disease notification.
Keywords: Notifiable infectious disease, infectious disease, children
Giriş: Bu çalışma, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi çocuk ve erişkin yoğun bakım ünitelerinde takip edilen pediyatrik ve yetişkin kandidemi hastalarında mortaliteyi etkileyen risk faktörlerini retrospektif olarak incelemeyi amaçlamaktadır.
Gereç ve Yöntemler: 2018-2023 yılları arasında kandidemi tanısı konu lan 101 pediyatrik (1 ay-18 yaş) ve 75 yetişkin (18 yaş ve üzeri) hasta nın tıbbi kayıtları incelenmiştir. Hastaların demografik verileri, kandida türleri, uygulanan antifungal tedavi yaklaşımları ve mortalite sonuçları değerlendirilmiştir.
Bulgular: Çalışmamızda pediyatrik hasta sayısı 101 (%57.4), erişkin has ta sayısı ise 75 (%42.6) idi. Hem pediyatrik hem de erişkin hastalarda en sık izole edilen tür non-albicans Candida olup oranlar sırasıyla %56.4 ve %54.7 olarak bulundu. Yedi ve 30 günlük mortalite oranları erişkin hastalarda pediyatrik hastalara göre belirgin olarak yüksekti (yedi gün lük mortalite: %37’ye karşı %8.9; 30 günlük mortalite: %14’e karşı %7.6; p< 0.001). Tek değişkenli analizde her iki grupta da kateterin çıkarılma ması, mekanik ventilasyon gereksinimi, trombositopeni ve steroid kulla nımı yedi günlük mortalite ile ilişkili bulundu. Erişkin hasta grubunda ek olarak antifungal tedavi almamış olmak bağımsız bir risk faktörü olarak belirlendi. Çok değişkenli analizde pediyatrik hastalarda mekanik ven tilasyon gereksinimi ve trombositopeni yedi günlük mortaliteyle ilişkili bulunurken steroid kullanımı 30 günlük mortaliteyle anlamlı ilişki gös terdi. Kateterin çekilmemesi çocuklarda 48.6 kat (p< 0.001), erişkinlerde 5.2 kat (p= 0.015); entübasyon çocuklarda 13.1 kat (p= 0.004), erişkinler de 3.3 kat (p= 0.022); antifungal tedavi eksikliği erişkinlerde 43.5 kat (p< 0.001) mortalite riskini artırdı.
Sonuç: Yetişkin hastalarda mortalite oranları, pediyatrik hastalara kıyasla belirgin olarak daha yüksek bulunmuştur. Her iki yaş grubunda da entü basyon (mekanik ventilasyon) ve steroid kullanımı, mortaliteyi artıran or tak risk faktörleri olarak öne çıkmaktadır. Bu bulgular doğrultusunda, özel likle risk faktörleri taşıyan hastalarda, ampirik antifungal tedavinin erken dönemde başlatılmasının mortalite oranlarını azaltabileceği düşünülmek tedir. Ayrıca, kateterlerin uygun zamanda ve erken dönemde çıkarılması, mekanik ventilasyon ve steroid kullanımı gibi yüksek riskli durumlarda has taların daha yakından izlenmesi ve önleyici yaklaşımların benimsenmesi, kandidemiye bağlı olumsuz sonuçların azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Anahtar Kelimeler: Kandida, yoğun bakım, pediyatrik, erişkin, mortalite
Objective: This study aimed to retrospectively investigate the risk fac tors affecting mortality in pediatric and adult patients with candidemia followed in the pediatric and adult intensive care units of Ankara Bilkent City Hospital.
Material and Methods: The medical records of 101 pediatric (1 month-18 years) and 75 adult (≥18 years) patients diagnosed with candidemia between 2018 and 2023 were reviewed. Demographic data, Candida species distribution, antifungal treatment strategies, and mortality outcomes were evaluated.
Results: In our study, the number of pediatric patients was 101 (57.4%), while the number of adult patients was 75 (42.6%). In both pediatric and adult groups, non-albicans Candida species were the most frequently isolated pathogens, with rates of 56.4% and 54.7%, respectively. The seven-day and 30-day mortality rates were significantly higher in adult patients compared with pediatric patients (seven-day mortality: 37% vs. 8.9%; 30-day mortality: 14% vs. 7.6%; p< 0.001). In univariate analy sis, catheter retention, mechanical ventilation, thrombocytopenia, and corticosteroid use were associated with seven-day mortality in both groups. In the adult group, the absence of antifungal therapy was addi tionally identified as an independent risk factor. In multivariate analysis, mechanical ventilation and thrombocytopenia were independently as sociated with seven-day mortality among the pediatric patients, while corticosteroid use was significantly associated with 30-day mortality. Failure to remove the catheter increased the risk of mortality by 48.6 fold in children (p< 0.001) and by 5.2-fold in adults (p= 0.015). Intuba tion increased mortality risk by 13.1-fold in pediatric patients (p= 0.004) and by 3.3-fold in adults (p= 0.022). The absence of antifungal therapy increased the mortality risk by 43.5-fold in adults (p< 0.001).
Conclusion: Mortality rates were significantly higher in adult patients compared to pediatric patients. In both age groups, mechanical venti lation and steroid use emerged as major risk factors for increased mor tality. These findings suggest that early initiation of empirical antifungal therapy, especially in high-risk patients, may help reduce mortality. Fur thermore, timely catheter removal and closer monitoring of the patients requiring mechanical ventilation or steroid therapy may contribute to improved outcomes by reducing adverse consequences of candidemia.
Keywords: Candida, intensive care unit, pediatric, adult, mortality
Dalak apsesi, çocuklarda nadir görülmekle birlikte ciddi morbidite ve mortalite riski taşır. Uygun antimikrobiyal tedavi ile birlikte perkütan aspirasyon, splenektomiye alternatif olabilir. Bu vaka, immünkompetan bir pediyatrik hastada, Salmonella enterica’nın neden olduğu bir dalak apsesi ve eş zamanlı Brugada sendromunu sunmaktadır. S. enterica’nın neden olduğu bir dalak apsesi ve eş zamanlı Brugada sendromu gelişen 14 yaşında immünkompetan bir hasta sunulacaktır. Hasta, çarpıntı ve nöbet şikayetleri ile başvurdu. Muayenesinde ateş, taşikardi ve splenomegali saptandı. Laboratuvar testlerinde trombositopeni, lenfopeni ile C-reaktif protein, ve N-terminal pro-B-tipi natriüretik peptid yüksekliği bulundu. Enfektif endokardit şüphesiyle yapılan ekokardiyografide anormallik saptanmadı ancak elektrokardiyografisi Brugada paternine uygundu. Ateş etiyolojisi araştırılmak üzere çekilen görüntülemelerinde, dalakta apse saptandı. Apse perkütan olarak boşaltıldı ve S. enterica etken olarak tanımlandı. Siprofloksasin tedavisi on hafta süreyle verildi. Takip ultrasonografisinde apse tamamen kayboldu. Bu vaka, immünkompetan peditatrik bir hastada nadir görülen Salmonella kaynaklı dalak apsesinin perkütan drenaj ve antibiyotik tedavisi ile başarıyla tedavi edilebileceğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Dalak apsesi, Salmonella enterica, perkütan drenaj
Although splenic abscess is rare in children, it carries a significant risk of morbidity and mortality. When combined with appropriate antimicrobial therapy, percutaneous aspiration may be preferred as an alternative to splenectomy. This case presents a splenic abscess caused by Salmonella enterica in a immunocompetent pediatric patient, along with concurrent Brugada syndrome. We report the case of a 14-year-old immunocompetent patient who developed a splenic abscess caused by S. enterica concurrently with Brugada syndrome. The patient presented with complaints of palpitations and seizures. On examination, fever, tachycardia, and splenomegaly were noted. Laboratory tests revealed thrombocytopenia, lymphopenia, as well as increased C-reactive protein, and N-terminus pro-B-type natriuretic peptide. While echocardiogram was normal, but the electrocardiogram revealed a Brugada pattern. Imaging studies performed to investigate the etiology of fever revealed an abscess in the spleen. The abscess was drained percutaneously, and S. enterica was identified as the causative agent. Ciprofloxacin treatment was given for ten weeks. The abscess completely resolved on follow-up ultrasonography. This case demonstrates that a rare Salmonella -induced splenic abscess in an immunocompetent pediatric patient can be successfully treated with percutaneous drainage and antibiotic therapy.
Keywords: Splenic abscess, Salmonella enterica, percutaneous drainage
SIK KULLANILANLAR
ÇOK OKUNANLAR
